vakanuvis
"Tarih değil hatalar tekerrür eder"
CANAKKALE ZAFERi - Tarih Bilinci - Blogcu



Tarih Bilinci

• 6/10/2007 - Kuru Fasulye Sever Misiniz?

Çanakkale Şehitleri Tanıtım ve Araştırma Derneği’nin hazırladığı tanıtım kataloğunu okurken “Kuru fasulye sever misiniz?” başlıklı yazı dikkatimi çekti. Bir hatırayı canlandıran, gözlerimizi nemlendiren bu yazıyı sizlere aktarmak istedim.
“1999 Mart’ında pek çok kitap yazmış, ilginç bir köy imamı ile ilgili araştırma yapmak için Edremit’e gittim. El Ezher’de okumuş, Teşkilat-ı Mahsusa’da çalışmış, Çanakkale, Filistin cepheleri, Kurtuluş Savaşı derken yıllar sonra Edremit’e dönmüş, binlerce kitabını Edremit Kütüphanesi’ne bağışlamış birisi. Onun ile ilgili çalışırken söz Çanakkale’ye gelince masada oturanlardan birisi söze karıştı. “Dedem Çanakkale’den dönmüş ama babası kalmış” dedi. Biraz anlatmasını konuyu açmasını istedim. Dedesinin babası Halil Çavuş Çanakkale savaşları başladığında kırk yedi, kırk sekiz yaşlarındadır. Oğlu Ali ondokuz-yirmi yaşlarındadır.
Ali Çanakkale’ye gider...
Halil Çavuş’un hanımı, bir gün dükkana gelir:
“Bey, eve iki asker geldi. Seni sordular...
Hemen askerlik şubesine gidecekmişsin... Acaba Ali’mize bir şey mi oldu? Yüreğime bir kor düştü!..”
“Tamam hanım olur, ben şimdi gider, öğrenir gelirim.
Canım çekti, sen akşama ocağa bir kuru fasulye vur da yiyelim...” dükkanı toparlar, askerlik şubesine gider, kendini tanıtır.
Komutan ayağa kalkar: “Sen nerde kaldın? Yürü...
Edremitliler Çanakkale’ye gidiyor. Koş yetiş...”
“Aman bey! Varıp eve haber vereyim... helalleşeyim.”
“Mümkün değil kafileden kopma... koş... Eve biz haber veririz..”
Gerçektende hemen eve koşup,
“Kocanızı Çanakkale’ye yolladık” diye haber vermişler.
Aradan hayli zaman geçer. Kurtuluş Savaşı sonunda Ali geri döner.. Halil Çavuş’tan bir daha haber alınamaz. “Ben o Ali’nin torunuyum hocam!..
Nenem, hayatı boyunca her akşam kuru fasulye pişirdi. Kendisi ağzına o yemekten tek bir lokma koymadı. Hep bize yedirdi. Nenem ölene dek her akşam o boş tabağı sofraya koydu ve kaldırdı. Koydu... ve kaldırdı... Bir şey daha söyleyeyim. Belki inanmazsınız.. Bizim evde hala her akşam kuru fasulye pişiyor. Çocuklar bıktık diye, mırın kırın ediyorlar ama.. hala pişiyor...”
Benim nenem hayatı boyunca sofraya boş tabak koydu. Çatalı kaşığı yanında hazır boş tabak, dedemizin tabağıydı.
“Gelirse hemen koyu vereyim yemeğini... Acıkmıştır... Özlemiştir... Hemen koyuvereyim...” diye nenem boş tabağı hep sofrada tuttu.
Ölüm döşeğinde bile “Dedenizin tabağını koyun.” Diyordu.


"SAĞ KOLUMU KAYBETTİM AMA SOL KOLUM VAR"

Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu ,İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:
"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.
    Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanım.."

.


Bilecik istasyonunda bir askerî tren harekete hazır idi. Kumandan Abdülkâdir Kemâlî bir künye okudu:

- Mahmud oğlu Hüseyin, Söğüt?

Bir ses:

- Efendim! Mahmud oğlu Hüseyin benim. Söğüt Akgünlü'den.

Kumandan:

- Gel oğlum, seni annen görmek istiyor. Delikanlı vagondan atladı. Hazır ol vaziyetinde, sağ el selâm ve ihtirâm mevkiinde, Kumandan Abdülkâdir'in karşısında emre hazır idi. Berâberce yürüdüler. Muhterem vâlidenin karşısında durdular. Hüseyin annesinin elini öptü. Zavallı vâlide, ciğer-pâresini bir daha kokladı ve dedi ki:

- Oğlum Hüseyin! Dayın Şıpka'da, baban Dömeke'de, ağaların da sekiz ay evvel Çanakkale'de şehîd oldular. Bak, son yongam sensin! Minâreden ezân sesi kesilecekse, câminin kandilleri körlenecekse, sütlerim harâm olsun; öl de köye dönme. Yolun Şıpka'ya uğrarsa, dayının rûhuna fâtiha okumayı unutma. Haydi oğul, Allâh yolunu açık etsin.

Hüseyin bu sözleri, kalbinin ahd ve vefâ derinliklerine gömdüğünü îmâ eden bir huşû ile dinlemişti. Annesini ve Kumandan Abdülkâdir'i selâmladı, gitti.

Abdülkâdir, bu büyük ruhlu kadınla yalnız kalmış idi, sordu:

- Vâlide, demek ki sizin soyun erkekleri hep şehîd oldular öyle mi?

- Yalnız bizim soy değil oğul. Elli yıldır köylü mezarlığa delikanlı gömmedi. Dîn dursun da bırak, biz hep ölelim...

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2007 - Sol Kolum Var Ya

Sağ Kolumu Kaybettim Ama Sol Kolum Var

Seddülbahir ve Conkbayır'ın büyük kahramanlarından biride Bombacı Mehmet Çavuş 'tu. Bu kahraman Anadolu çocuğu ,İngilizlerin siperlerimize fırlattığı el bombalarını korkusuzca hemen yakalar,karşı tarafa fırlatır ve zararını kendilerine dokundururdu. İngilizler bunu anlamış olacaklar ki bombaları bir kaç sayı saydıktan sonra fırlatarak Mehmet Çavuş 'un iadesini önlemeye çalışmışlardı. İşte böyle bir bomba Mehmet Çavuş 'un elinde patlayarak sağ elinin bileğinden kopmasına sebep olmuştu. Bu yiğit delikanlı vazife şuuruyla hastahaneden tabur kumandanına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

"Sağ kolumu kaybettim, zarar yok,sol kolum var. Onunla da pekala iş görebilirim. Beni müteessir eden ve yüne kıtama iltihak edip düşmanla çarpışmama mani olan şey yaramın henüz kapanmamış olmasıdır.

Hastahaneden kurtularak halen harbe iştirak edemediğim için beni mazur görünüz ,affedeniz muhterem kumandanım.."

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2007 - Savaşın Ardından Söylenenler

Savaşın ardından söylenenler

“Çanakkale Zaferi, Türk askerinin ruh kudretini gösteren şayanı hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki, Çanakkale Muharebelerini kazandıran bu yüksek ruhtur.”
M. Kemal ATATÜRK

Tarihte, bir tümen kumandanının üç değişik yerde durumu kavrayarak yalnız bir savaşın değil, aynı zamanda bir zaferin sonucunu ve belki de bir milletin mukadderatını etkilediği çok ender görülmüştür.
Çanakkale'deki Fransız Kuvvetleri Komutanı Gen. Aspinal - Oglander

İngiliz Harp Dairesi'ne, 17 Ağustos 1915: niye ricat ettiğimi soruyorsunuz. Bütün gerçeği açıkça ifade edeyim ki, karşımızda, dahi bir kumandanın, Albay Mustafa Kemal'in kumandasında en iyi bir şekilde yönetilen çok cesur ve asil Türk ordusu var. Bunu hiçbir zaman unutmayalım.
Akdeniz Harekatı Birlikleri Kumandanı Org. Ian Standish Hamilton

Asrımız bir dahi nadiren yetiştiriyor. Kendimizin şu kötü talihine bakınız ki, çağımızın büyük dahisini yetiştirmek şerefi Türk Milleti'ne nasip oldu.
İngiltere Başbakanı David Lloyd George

“Harpte iki meş’um (uğursuz) şey vardır. Bunlardan biri taş duvara körükörüne yüklenmek, diğeri kuvvetleri birtakım ayrı ve bağlantısız harekata dağıtıp körletmektir. Biz bu iki ahmaklığı yapmanın tehlikesiyle karşı karşıyayız.”
İngiliz Başbakanı Asquith

“Ordunun yardımı olmaksızın Filo’nun başarı sağlayabileceği ümidine kapılmıştım; fakat şimdi bu işte müşterek bir harekatın zorunlu olduğunu anlıyorum.”
Churchill

"Türkler, Çanakkale’yi zorlayan çağının en ileri tekniğine sahip güçler karşısına adeta bir kale gibi dikilmişlerdir.”
Churchill

“... Bu Türk kıtaatının cesaret, metanet ve se’bat cihetiyle takdir ve senaya liyakatı, her şüphenin fevkinde bulunmuştur. Donanmasının ateşiyle de, en müessir surette muavenet gören pek cesur bir düşmamn taarruzlarına karşı sayısız muharebelerde bu kıtaat mevkilerini muhafaza etmişlerdir.”
Alman Generali Liman von Sanders

“Avrupa’da hizbir asker yoktur ki, bu ifadenin altını çiziyorum, Türklierle mukayese edilebilsin. Almanların müdafaada gayet iyi oldukları kabul olunabilir. Fakat siperlerde onlar dahi Türklerle kıyas edilemez. Misal olarak Gelibolu’yu zikretmek isterim. Orada bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan kıtalar, Türk olmasalardı. Yerlerinde kalamaz ve derhal değiştirilirlerdi. Halbuki, Türkler, bütün muharebe müddetince yerlerinde kaldılar.”
General Tawshend

“Çanakkale Seferi, Türk milletinin eski kudret ve kuvvetini muhafaza ettiğini, can çekişen bir imparatorluk içinde kahraman bir milletin varlığını meydana koydu.”
General Fahri BELEN

“Müttefiklerin gayreti kalmamıştır. Türkiye insan menbalarını (kaynaklarını) sarf ederek bitab (bitkin) kalmış, müttefikler, hissolunur derecede zayıflamamışlardır. Fakat Çanakkale Muharebesi’nin Rusya’nın akibeti ve Balkanlar’daki tesiriyle Türkler müteselli olabilirler.”
Larşer

“... Türk askerinin savaş ve dövüş hususunda haiz bulunduğu evsafın bidayette layikiyle takdir edilmemiş olması, Ingilizler için felaket olmuştur.... Türk askerinin ne yaman muharip olduğunu, Ingilizler kendileriyle dövüştükten sonra bittecrübe anlamışlardır.”
General Oglander

“Yenilmez Ingiliz donanmasının uğradığı akibetten komutanlar değil, strateji kurallarını ihmal eden devlet adamları sorumludur. Boğazlar ve Trakya bölgesinde altı Türk kolordusu varken, donanmayı tahkim edilmiş bir Boğaz’dan geçirmek ve Boğaz kıyıları işgal edilmeden beş tümenlik bir kuvvei seferiyeyi Istanbul’a getirmek planının şansı çok azdı.”
General Fahri BELEN

“Çanakkale Savaşları, Avusturalya ordusunun gelişimine birçok etkide bulunmuştur. İlk olarak Avusturalya ordusu kuvvetlerinin bir yabancı tarafından değil, bir Avusturalyalı subay tarafından idare edilmesini temin edecek bir uygulamaya başlanmıştır. Ve Çanakkale olayları, bu uygulamayı başlattı.”
Avustralyalı Yarbay D. M. HORNER

“Çanakkale Savaşları, savaşa İngiliz bayrağı altında katılan Yeni Zelanda’nın uluslaşma sürecine çok önemli katkılarda bulunmuştur. 1915’te Yeni Zelandalılar, kimliklerini İngiliz İmparatorluğu içerisinde tanımlamaktaydılar ve bağımsızlık kazanmak gibi istekleri yoktu.”
Yeni Zelandalı Prof. Dr. J. PHİLLIPS

“Çanakkale Savaşları, modern savaş tarihinde birleşik kara ve deniz savaşlarımn başlangıcı ve ilk örneğidir.”
Japon Prof. Dr. Em. Krg. Hideo MIKI

“Avrupa diplomasisinin çıkmazlarında ihtiyatla yolunu arayan ve Avrupa devletleri’nin birbirine düşmüş meclislerinde kendi lehinde fırsatlar kollamaya çalışan ürkek ve tereddütler içindeki Osmanlı, artık yerini, dimdik adeta mağrur ve kendine güvenen, kendi hayatını yaşamaya azmetmiş, Hristiyan düşmanlarına tam bir istihfafla bakan şahsiyete bırakmıştı.”
Alan Moorhead

“Çanakkale Boğazı’ndaki Türkler ve Almanlar da 18 Martı aralıksız takip eden sessiz günler, şaşkınlık ve sonra da, büyük bir sevinç uyandırdı. Moral, son derece yüksekti. Kaleler ve tabyalardaki hasar da kolaylıkla giderilmiş olmakla beraber, ağır bataryaların cephane durumu ciddiyetini koruyordu.”
Robert Rhodes James

“Çanakkale Müharebelerinde Türk ordusunun başında daha başlangıçtan itibaren orayı, üç kez ve yalnız kendi inisiyatifiyle kurtarmış olan Türk Başbuğu (Atatürk) bulunmuş olsaydı, bu gün tarih, bir Çanakkale Savaşı yerine, karaya ayak basmasıyla beraber, akim kalan bir Çanakkale teşebbüsünden bahsederdi.”
M. Şevki YAZMAN

“Çanakkale fecayi’ine (çok acıklı olaylarına) ait mesuliyetin, her iki taraftan hangisine ait ve raci olduğu keyfiyeti henüz tahakkuk edemediyse de, bahri hücumun (deniz hücumu) altında mündemiç (saklı) olan hakayik (gerçekler), o kadar basittir ki, bu hususta en müptedi (ilkel) olanlar bile bunu anlarlar.
Biz en müşkülü’l-icra (yapılması zor) harekete tasaddi ettik (başladık) ve esas noktalara dair maluunatı sahiha (gerçek bilgiler) elde etmeden evvel mutadımız (adetimiz) olduğu üzere, düşmanı hakir (küçük) görerek, böyle bir külfetli işe sarıldık. Neticedeyse, herkesin kabul ve itiraf edeceği bir hezimete, mağlubiyete uğradık ki, bunun izin, hiçte şikayete hakkımız yoktur.
18 Martta mağlup olduk. Bu bapta tevile felana (başka anlam vermeye falan) hacet yoktur.”
İngiliz Yazar Ellis Ashmit BARTLETT

“Çanakkale müdafaası, üç mucizeler muharebesidir Hali kurtardı; maziye hamaset ve azametini iade etti; vatanımızı bir vatanı ebedi yaptı.”
Sami Paşazade Sezai

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2007 - Nortfolk Alayı

Norfolk Alayı

10 Ağustos 1915 Çanakkale... Güneşin göz kamaştıran parlaklığı,topların tükenmek bilmeyen gürlemelerine karışıyor... Gelibolu savaşının son dönemi, cehennemi Çanakkale'ye taşımız... Siperler fırın gibi... Savaş kokusu ile dolu sıcak bir rüzgar.ovada eserken ,ince bir toz tabakasını da birlikte havaya kaldırıyor. Yiyeceklerin, siperlerin, ölü ve yaralıların üzerine bulutlar halinde çöken iri yeşil sinekler, dizanteriye yakalanan İngiliz askerlerini perişan ediyor...

İngiliz askeri tarihinin en büyük yenilgilerinden birine adım adım yaklaşıyor.

İngiliz komutan Sir Lan Hamilton, korkunç bir yenilgiye uğrayacaklarını sezmiş, savaşı kazanmanın tek şansını, taze kuvvetlerle birlikte yapılacak büyük bir saldırıda görmüştü.

Kraliyet Norfolk Alayı taze kuvvetlerin bir parçası olarak 29 temmuz 1915 de İngiltere'de gemilere bindirilidiler. Savaş tecrübeleri yoktu. Ordu mensuplarınca tatil gecesi askerleri diye anılan savunma birliklerine bağlıydılar. Norfolk alayı, savaş hattı gerisinde iklime alışmak için bekletilmeden 10 Ağustos günü Suvla Koyu'nda unutulmaz bir macera yaşamak hayali yerine cehennemi andıran bir kabusla karşılaştı.

Sahile yakın bir yerdeki tuz gölü ,kavurucu yaz sıcağının etkisi ile kurumuş ve güneşin parlaklığını ve ısısını ayna gibi Norfolk alayı'nın üzerine yansıtıyordu.Kuzeydeki Kireçtepe, iki yanında KAvaktepe ve Tekketepe, güneyindeki sarıbayır arasından kalan Suvla düzlüğü, dev bir arenayı andırıyordu. İngiltere'nin Dereham kasabasında toparlanan Norfolk Alayı 4. ve 5. taburları, anayurtlarından uzak bu topraklarda kendilerinden önce gelenlere mezar olan bölgede şaşkına döndüler.Savaşta her şey olabilirdi ama, Norfolklular, savaşın dışında başlarına gelecek olayı asla düşünemezdi.

Sir Hamilton, Tekke ve Kavaktepelerine bir gece karanlığında ani ve hızlı bir saldırı yapmayı planlamıştı. Bu iş için 12 Ağustos gecesi 54.Tümen ilerlemeye başladı.İçlerinde Norfolkluların tugayı da bulnuyordu. Tepelerin yamacına kadar gelecekler ve şafak sökerken saldırmak üzere hazırlanacaklardı.Fakat Anafarta Ovası denilen yerde, Türk askerinin pusuya yattığı sanılıyordu. Bu yüzden Norfolkluların bir Tümeni önde giderek yolu açsın diye 12 Ağustos öğleden sonra harekete geçti.

Bu öncü tümenin ilerleyişi tam bir bozgunla sonuçlanmıştı. Gelibolu Savaşında İngilizlerin gösterdiği şaşkınlık ve beceriksizliğin tipik bir örneğini verdiler. Öğleden sonra saat 4 te topçu desteği ,başlayacaktı. Ama 45 dakikalık bir gecikme oldu.Haberleşme hatası yüzünden gecikmeyi öğrenemeyen topçu desteği gereksiz yere,saatinden önce başladı ve boşuna ateş gücünü harcadı.

Savaş alanı hiç incelenmemişti. İngiliz komutanların, arazi hakkında bilgileri yoktu,hedefleri hakkında tam bir karara varamamışlardı. Haritaların çoğu son anda çalakalem çizilmişti ve yarımadanın diğer tarafını gösteriyordu. Türk kuvvetlerinin gücünden de habersizdiler.

4.Norfolk Taburu ,geride olmak üzere, 163. tümen, gün ışığında çıplak ovayı geçmeye çalışmanın bariz bir hata olduğunu anladığında ancak 900 m. kadar ilerleyebilmişti. Türklerin direnci. İngilizlerin tahmininden çok daha büyüktü.İngiliz tümeninin büyük bir kısmı makineli tüfek ateşi altında kaldığı için olduğu yerde çakılmıştı. Ancak sağ tarafta yer alan 5. Norfolk taburu daha az bir mukavemetle karşılaştığından ilerlemeye devam etti.

İşte tam bu sırada 22 kişilik bir Yeni Zelanda sahra birliğinin gözleri önünde Norfolk alayı'nın 4.taburuna bağlı çok sayıda asker, karşılarındaki tepeye doğru yürümeye başladılar.

Tepenin üzeri ekmek somunu şeklinde beyaz bir bulutla kaplıydı. İngiliz askerleri, yavaş yavaş tepeye yaklaştılar ve bulutun içinde kayboldular. Son asker de bulutun içine girdikten sonra, beyaz bulut yavaşça havalandı ve rüzgarın aksi yönüne doğru hareket etti...

Kumandan Hamilton İngiliz Savaş Bakanı Lord Kitchener'e gönderdiği telgrafta, olayı şöyle anlatıyordu.

"Savaş sırasında 163.tümen her bakımdan üstün olduğu bir anda,çok garip bir olay meydana geldi. Türklerin zayıflamakta olan kuvvetlerine karşı, albay Sir H.Beauchamp, cesur ve kendinden emin bir kumandan olarak büyük bir gayretle hızla ilerledi ve savaşın en güzel kısmı böyle başladı.Mücadele daha kızışmış ve iyice karışmıştı.

Bu sırada askerlerin çoğu yaralı ve susuzluktan perişan bir haldeydiler.Bunlar kampa ancak gece vakti geri dönebildiler. Fakat, albay, 16 subayı ve 250 askeri ile önüne düşmanı katmış ,hızla ilerlemesine devam ediyordu... Daha sonra bunlardan hiçbir haber alınamadı. Ormanlık bölgeye hücum ettikten sonra gözden kayboldular ve sesleri de duyulmadı. İçlerinden hiçbiri geri dönmedi."

267 kişi hiçbir iz bırakmadan kaybolup gitmişti. O gün öğleden sonra başlayan ilerleyişin başarısızlıkla sonuçlanması, Sir Lan Hamilton'un savaşı kendi lehine döndürme ümidini de yok etmişti. Böylece 1915 yılı sonunda Müttefik kuvvetler,geri çekilerek, büyük bir yenilgiye uğradılar. Gelibolu Savaşı, Sekiz buçuk ay sürmüştü ve 46.000 askerin ölümüyle sonuçlandı. O zamanın savaşları için korkunç bir rakamdı bu. 1926 da İngiliz hükümeti, savaşın kaybedilme nedenlerini araştırmak üzere resmi bir kurulu görevlendirdi.

Gelibolu Kurulu'nun son raporu adı altında baştan aşağı sansür denetiminden geçmiş bir rapor,önce 1917 de ve daha sonra da 1919 da yayınlandı.Raporun aslı ,1965 yılına kadar ortaya çıkarılmadı. 1918 sonunda, İngilizler Gelibolu'ya sanki galip gelmişçesine geri döndüler.İşgal Kuvvetleri'nin bir askeri, savaş alanında gezinirken Kraliyet norfolk Alayı'na ait bir rozeti buldu. Çevrede yaptığı soruşturma sonunda, bir Türk çiftçisinin kendi arazisinde bulduğu bir sürü cesedi, yakında bir dereye attığını öğrendi. 23 Eylül 1919 günü ,cesetleri çıkarmak gibi, zevksiz bir işin ardından, mezar kayıt birliğine başkanlık eden bir subay şu açıklamayı yapıyordu.:

"Kayıp Norfolk Birliği'ni bulduk. Toplam olarak 180 ceset. Bunların 122 si Norfolk'tan, bir kısmı da diğerlerinden. Yalnız iki erin kimliğini öğrenebildik. Cesetler 3 km2 lik bir alana yayılmıştı. Bulundukları yer Türk Cephesi'nin 750 m. gerisindeydi. Çoğu anlaşıldığına göre, bir çiftlikte öldürülmüş, bütün bunlar, başında düşündüğümüzün doğruluğunu gösteriyor. Herhalde fazla ilerleyemediler ve teker teker temizlenip gittiler. Yalnız çiftlik evine ulaşanlar kurtulmuş olabilir."

Kayıp 267 Norfolklu'dan 122 sinin cesedi bulunabildi. Geri kalan 145 kişinin ne cesedi bulundu ne de kendilerinden bir daha haber alınabildi. Yeni Zelandalı askerlerin anlattığı rüzgarın aksi yönünde giden beyaz bulut, kendi esrarını da birlikte götürmüştü.

Çanakkale Savaşı 8,5 ay sürdü. Bu süre zarfında Boğaz'ın iki yanı,tam bir cehennem olmuştu. Bu savaşta hayatta kalanlar, yaşadıklarını hiçbir zaman unutmadılar. Hatıralarını gelecek kuşaklara anlattılar. Fakat tek bir insan ancak kendi çevresinde olanları görebilirdi. Halbuki savaş çok geniş bir alana yayılmıştı. Ölen askerlerin cesetleri çürüyüp gitmesine karşın denizdeki gemilerin enkazı hala duruyor.

Savaşın tarihi yazıldı. Ölenlerin, yaralıların kaybolanların sayısı tespit adildi. Fakat bir tek şey unutulmadı, o da Norfolk alayı'nın akıbeti. Bu askerler normal yolla ölmüş olsalardı bu kadar dikkat çekmez unutulurdu. Fakat tam aksi unutulmadı ve bir çok araştırmaya konu ve yazılan kitaba konu oldu.

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 22/3/2007 - Çanakkale Şehitlerine

Image Hosted by ImageShack.us

Çanakkale Şehitlerine

 

Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,

Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya

Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,

Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!

Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”

Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi

Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!

Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer

 Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.

Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,

Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!

Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.

Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.

Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...

Hani tauna da zuldür bu rezil istila...

Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,

Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,

Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;

Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,

Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...

Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.

Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,

Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.

Öteden saikalar parçalıyor afakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.

Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,

Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer

O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...

Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.

Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,

Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.

Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,

Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...

Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!

Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;

Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?

Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?

Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.

Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,

Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;

Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;

“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.

Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:

İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.

Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...

O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,

Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!

Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...

Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?

“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.

Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...

Seni ancak ebediyetler eder istiab.

“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;

Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;

Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;

Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;

Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;

Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;

Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;

Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,

Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;

Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;

Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...

Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.

Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,

Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,

Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...

Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;

Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,

Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,

Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

 

MEHMET AKİF ERSOY

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Bu sitede tarihle ilgili ilginç ve güncel olaylara değinmek, belgelerin ışıgında yarihteki yanlış anlaşılan konuları aydınlatmayı amaçladım.

SİTE İÇİ ARAMA





More Cool Stuff At POQbum.com










IP Address Lookup




Get your own playlist at snapdrive.net!

MEVLANA’nın yedi öğüdü
 Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol...
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol...
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol...
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol...
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol...
Hoşgörülükte deniz gibi ol...
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
 
Seven advice of MEVLANA
In generosity and helping others be like a river...
In compassion and grace be like sun...
 In concealing others’ faults be like night...
In anger and fury be like dead...
In modesty and humility be like earth...
In tolerance be like a sea...
Either exist as you are or be as you look.
Hz. Mevlana












SİTEMDE BU KADAR KALDINIZ





Image Hosted by ImageShack.us


ZİYARETÇİ DEFTERİM


KURAN MUCİZELERİ


TÜRKİYE FOTOĞRAFLARI


OSMANLICA SÖZLÜK


TÜRK SULTANLARI


Image Hosted by ImageShack.us

vakanuvis

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU



vakanuvis


aysberg

saraykoy

mansur

tekke

mehpareogt

islamimedya

ogretmeninnotdefteri

tarihdersleri

sudage

ercaninyeri

karakurum

ibrahimyalcin1982

sibelizgi

ibokaracoban

turkishgenocide

anadoluhistory

hikmetdogu

ekim2001

huseyinizgi1984

duyguca1

gullerinkalbi3

vatanseverpatriot

lisedindersi

juniormarduk

karyatit

cografyasam

kissadanhisseler


ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ


cankuşum edebiyat
aysberg
şiir pınarı
vatanseverpatriot
></a><br>
<a href=gerçek yaşamdan
kimyacının yuvası
ImageChef.com - Create custom images
Image Hosted by ImageShack.us
karyatit
COĞRAFYAMIZ
coğrafyacı
NesliNurSema
Image Hosted by ImageShack.us
TEBESSUM221