vakanuvis
"Tarih değil hatalar tekerrür eder"
TARiH FIKRALARI - Tarih Bilinci - Blogcu



Tarih Bilinci

• 30/4/2007 - Tarih Fıkraları

Kategori: TARiH FIKRALARI

 ÖKÜZ MEHMET PAŞA
Çevresindekilerce gizliden gizliye "Öküz" olarak adlandırılmış olan Mehmet Paşa'nın komuta ettiği ve İran'a karşı düzenlenen bir seferde, ordu komuta heyeti kışlak çadırında toplanmış taarruz planlarını gözden geçirirlerken, birliklerin iaşesi ve taşıma işleri icin getirilmiş öküzlerden biri çadırın aralığından kafasını uzatıp gözlerini Öküz Mehmet Paşa'ya dikmiş. Çevresindekiler gülmemek icin kendilerini zor tutmuşlar, biraz tebessüm ederlerken, ökuz gitmiş. Ancak bir süre sonra tekrar gelip, başını yine içeri uzatmış ve yine uzun uzun Öküz Mehmet Paşa'yı süzmüş. Bu sefer çevresindekiler artık kendilerini tutamayıp kahkahaları basmışlar. Herkes gülmekten kırılırken, Ökuz Mehmet Paşa, "Bu hayvan bana ne diyor biliyor musunuz?" diye sormuş. "'Hadi senin kim olduğunu anladım da, bu yanındaki eşekler neyin nesi?' diye soruyor."

Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislam Ebüssuud Efendi'den, manzum bir beyitle, Topkapı Sarayının bahçesindeki meyve ağaçlarına zarar veren karıncaların yok edilmesinin dinen mümkün olup olmadığını sormuş. Beyit şöyle: Dırahta ger ziyan etse karınca Günah var mıdır ânı kırınca? Şairliği de bulunan Ebüssuud Efendi, manzum soruya manzum bir cevap vermiş:
Yarın Hakkın divanına varınca,
Süleyman'dan hakkın alır karınca.
Şans yaver olunca...
 

İstanbul'da kenar semtlerden birinde oturan yaşlı bir kadın, padişahın huzuruna çıkmak istediğini saraydaki görevlilere bildirmiş. Bunun üzerine sultanın karşısına çıkarılmıştı. Yaşlı kadın: Evinin soyulduğunu ve bu olaydan padişahın sorumlu olduğunu söyleyerek, şikayette bulunur. Bunun üzerine hiddetlenen Kanuni: -Bana bak kadın, sen niçin bu kadar derin uyku uyudun da evinin soyulduğunu duymadın? deyince, yaşlı kadın : Padişahım! Kusura bakma, biz seni uyanık bilirdik, onun için evimizde rahat uyuyorduk der. Bu cevap üzerine Kanuni utanarak :
-Haklısınız diyerek, kadının çalınan mallarının bedelini kendi malından öder.
KESİLEN KOL BİR DAHA YERİNE GELMEZ
Osmanlı Devletinin, İkinci Selim devrinde uğradığı ikinci başarısızlık İnebahtı'da oldu. Kıbrıs'ın Türkler tarafından fethi üzerine, Papa'nın teşvikleri sonucunda, büyük bir Haçlı donanması hazırlandı. 1571'de İnebahtı'da meydana gelen deniz savaşında, Osmanlı donanması imha edildi. Çok şehit verildi. Ancak Uluç (Kılıç) Ali Paşa, kurtarabildiği 60 kadar gemi ile İstanbul'a gelebildi. Bundan sonra devlet, bütün imkânlarıyla; bir kış zarfında eski donanmasını yeniden inşa ederek, Akdeniz hakimiyetini tekrar sağladı. Sokullu Mehmed Paşa, Venedik elçisine: "Biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik. Siz ise donanmamızı yakmakla, bizim sadece sakalımızı tıraş ettiniz. Kesilen kol bir daha yerine gelmez, fakat kazınan sakal daha gür çıkar" diyerek, onlara fazla sevinmemelerini söyledi. Bu arada, donanmanın yetişmeyeceği endişesini taşıyan Kılıç Ali Paşaya da; "Paşa, bu millet öyle bir millettir ki, isterse bütün gemilerinin demirlerini gümüşten, yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapar" sözü meşhurdur. Gerçekten ertesi yaz, Osmanlı donanması hazırlanıp Akdeniz'e inince, Venedikliler, barış istemek zorunda kaldı. Hattâ bu anlaşmada Venedik Cumhuriyeti, Türklere, Kıbrıs Seferinde yapılan masraflar karşılığı savaş tazminatı ödemeyi bile kabul etti


KANUNİ SULTAN SÜLEYMANIN CEZASI
Kanuni Sultan Süleyman düğünlerde yetenekli kişilerin gösteri yapmasını çok severmiş. Yine bir gün, bir düğünde İstanbul’a Osmanlı ülkesindeki bütün canbazlar, madrabazlar, ateş üfleyenler vesaire vesaire hepsi doluşmuşlar. Kanuni gösterileri zevk ile izlemiş. Birinciye de ihsanlarda bulunacakmış. Bir adam varmış, dikiş iğnesini 5 metre uzağa koyuyor, dikiş ipini 5 metre uzaktan atıp iğnenin deliğinden geçiriyormuş. Kanuni bunu görünce hayretler içerisinde kalmış:
 -Tesadüfen attı. Böyle bir şey mümkün değil, demiş. Adam gösterisini bir daha yapmış. Dikiş ipliği yeniden 5 metre uzaktaki iğneni deliğine girmiş. Kanuni şaşkınlık içerisinde: -Bir daha yap bakalım, demiş. Üçüncü denemeyi ayakta seyreden Kanuni, katıla katıla gülmüş ve şu meşhur emrini vermiş: -Bu adama 100 altın verin, 100 de sopa atın. Adam şaşkın: -Padişahım 100 altını anladık ama neden 100 sopa? Kanuni cevabını hemen vermiş: -100 altın maharetin için, helal olsun, 100 sopa da boş işler ile uğraştığın için. Bu da bana helal olsun. Bre adam başka işin mi yok? Neye yarayacak bu yaptığın?


Yavuz Sultan Selim,birçok Osmanlı Padişahı gibi sefer hazırlıklarını gizli tutarnış. Bir sefer hazırlığında veziri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona: Sen sır saklamasını bilir misin? diye sormuş.
-Vezir, Yavuz’dan cevap alacağı ümidiyle: -Evet, Hünkarım bilirim, dediğinde; Yavuz cevabı yapıştırmış:
-Ben de bilirim.


 

SİZ İÇERİDEN, BİZ DIŞARIDAN YIKMAYA ÇALIŞIYORUZ!
 Sultan Abdülaziz, Paris’te açılan 1866-1867 sergisi münasebetiyle yaptığı seyahatte Keçeci-zade Fuat Paşa’yı refakatine almıştı.Bu seyahat sırasında Compte de Montauban de Palitan Üçüncü Napolyon’un başvekili idi.Üzerinde seraskerlik vazifesi de vardı. Üçüncü Napolyon Süveyş Kanalı’nı açtırmak, Girit’i Yunanistan’a vermek istiyordu.Sultan Aziz’le Ali ve Fuat Paşalar ise Fransa Kralının hassaten ikinci arzusunun tahakkuk ettirilmemesi taraftarı idi. Compte de Montauban de Palitan ile Fuat Paşa arasında mühim siyasi görüşmeler oldu.Nihayet bu konuşmalar sırasında bir gün Compte de Montauban Keçeci-zade’ye -Neye beyhude ısrar ediyorsunuz? Hangi kuvvetinize güveniyorsunuz? Osmanlı Hükümetinin ne derece zaafa düştüğünü görmüyor musunuz? Dedi. Fuat Paşa derhal mukabele etti: -Hayır Kont! Hayır!.... Türkiye hiçbir zaafa düşmemiştir.Bütün kuvvetini muhafaza ediyor ve edecektir.Türkiye en kuvvetli, en dayanıklı devletlerden biridir.Üç yüz senedir siz dışarıdan, biz de içeriden yıkmaya çalıştığımız halde bir türlü yerinden sarsamadık!... Fransız başvekili ister istemez kahkahayı salıverdi.Koca bir Girit meselesi bir nükte ile halledilmiş bulundu.



GERÇEK MÜRİDLERİMİZİN SAYISI

Devir Sultan II. Murat Han devriydi. O devirde Ankara’da bulunan Hacı Bayram Veli’ye büyük muhabbet ve saygı gösteren II. Murat Han,  büyük veliye hürmeten onun müridlerinden vergi alınmamasını emretmişti. Bunu duyanların çoğu sadece vergiden muaf olmak için Hacı Bayram Veli’nin müridi olmaya akın ettiler. Böyle bir durumda bir zaman geldi ki Ankara’dan vergi alınamaz hale gelindi. Öyle ki Ankara’dan kimden vergi istense, o kişi “ Ben Hacı Bayram Veli’nin müridiyim” diyordu.  

Bu durum Murat Han’a iletildi. Murat Han da, Hacı Bayram Veli’ye bir mektup göndererek durumu büyük veliye bildirdi. Mektupta Hacı Bayram Veli’den gerçek müritlerinin sayısı isteniyordu. Hacı Bayram Veli’de zaten kendisine vergiden muaf olmak için bağlılık gösterenlerden şikayetçi idi.  Bu mektubu fırsat bilen Hacı Bayram Veli, bütün müridlerine bir yerde toplanmaları için haber saldı.

Hacı Bayram Veli, müridlerinin toplanacağı alana bir çadır kurdurttu ve içini de koyun ile doldurdu. Sonra müridleri de çadırın kurulduğu alanda toplandılar. Büyük Veli çadırdan çıktı ve kalabalığa:

“ beni seviyor musunuz?” diye sordu.

Kalabalık:

“Elbette seviyoruz”

Hacı Bayram Veli:

“Peki bana canı gönülden bağlı mısınız? Eğer istersem benim için canınızı feda eder misiniz?”

Kalabalık:

“ Elbette canımız sana ve senin yoluna feda olsun.”

Bunun üzerine Hacı bayram Veli:

“ Bana bu şekilde inanıp, muhabbet gösteren müridlerim. Şimdi içinizden bir kişi çıksın onu kurban edip cennete göndereceğim” dedi.

Kalabalık bu söz üzerine tamamen sessizliğe büründü. Herkes birbirine bakmaya başlamıştı. Nihayet kalabalığın içinden bir er kişi öne çıkarak:

“ Canım sana ve yoluna feda olsun” diyerek çadıra girdi. Hacı Bayram Veli içeride önceden hazırlattığı koyunlardan birini kestirdi. Koyundan akan kanlar çadırın dışına çıkmıştı. Çadırın dışına akan kanı gören kalabalık adamın gerçekten kurban edildiğini zannettiler ve fena halde ürperdiler. Hacı Bayram Veli çadırın dışına çıkarak bir kişinin daha gelmesini istedi. Bir adam daha çıkarak çadıra girdi. Çadırın içinde yine aynı olay tekrar edildi. Kalabalık çadırın önünde fazlalaşan kanı görünce iyice şaşkına dönmüştü. Hacı Bayram Veli bir kişi daha istedi. Bu sefer de bir kadın çadırın içine girdi. Çadırın içinde aynı olay yine tekrar edildi.

Kalabalık artık işin şakaya gelir tarafı olmadığını iyice anlamış ve dehşete düşmüştü. Hacı Bayram Veli de bir kişinin daha gelmesini istiyordu. Ama kalabalıktan ne bir hareket ne de bir ses duyuluyordu. Öyle ki dördüncü kişi çıkmamıştı.

Böylece Hacı Bayram Veli gerçek müridlerinin sayısını tespit edip, hükümdara sayıyı şöyle bildirdi:

“ Sultanım gerçek müridlerimi sormuştunuz. Benim gerçek müritlerim iki er kişi ile bir hatun kişiden ibaret olmak üzere üç kişidir.”

                                      YEGANE  REY  SAHİBİ  SENSİN

NE  YAZIK  Kİ  VEZİR  OLAMAMIŞSIN

 

Türk  ordusu  dört  aylık  bir  yürüyüşten  sonra   nihayet  çaldıran  ovasına  gelmişti.Şah  İsmail  bir  kaç  günden beri  Çaldıran’a  gelmiş  ve savaş  nizamı  almıştı.Çaldıran’a  gelen  Türk  Ordusu    o  gece Yavuz’un  başkanlığında  bir   divan  yaptı.Divan’da  tek  fikir  görüşülecekti.Bu  fikir  de  yarın  şafakla  savaşa  girilsin  mi yoksa  bir  kaç  gün  istirahat  edildikten  sonramı  savaşa  girilsin.Divan’da  bulunanların  çoğu   bir  kaç  gün  istirahattan  sonra savaşa  girilmesini  tavsiye  ettiler.padişah  bir  köşede  oturmuş  ve  hiç  bir  fikir  beyn  etmeyen  Defterdar Piri Mehmet  çelebi’ye   hitaben:

-“Sizin  fikriniz  nedir”  diye  sorunca , Piri  Mehmet  paşa  şöyle  cevap  verdi:

-“Akıncılarımızın  bir  kısmı  alevidir.Bütün  dikkatimize  rağmen   ordu  içinde  şii  casuslar  vardır.Savaş  bir  yürek  işidir  ve  asla  da  yorgunlukla  alakası   yoktur.Bana  kalırsa   şafakla  beraber   savaşa  girmeliyiz”  Yavuz  bu  sözlerden   çok  hoşlanmış  ve   şöyle  demişti:

-“İşte  yegane  rey  sahibi   bir  adam,  ne  yazık   ki   vezir  olamamış.Bana  böyle  bir  defterdar  değil,  böyle  bir  vezir  lazım”


ULEMANIN  ATININ  AYAĞINDAN  SIÇRAYAN  ÇAMUR

Mısır’ın  fethinden  sonra  da   uzun  zaman  orada  kalmak,  askerler  gibi işin   başındakilere  de   usanç  vermişti.Kimse  cesaret  edemediği  için  Padişahı  artık İstanbul’a  dönmeye  kandırmasının Anadolu  Kadıaskeri İbn-i  Kemal’den   rica  ettiler.

 

İbn-i Kemal’le at  gezintisi   yaptığı   bir  gün   Yavuz  sordu;

-Asker  arasında   neler   söyleniyor,  hocam?

-Nil  kenarında bir  askerin  türkü   çağırdığını   işittim.İrade   buyurursanız   söyleyeyim,  hatırımda  kalmıştır.

-Söyle:

Nemiz  kaldı  bizim mülk-i Arapte

Nice  biz  dururuz  Şam-ü  Halep’te

Cihan  halkı  kamu  iş-u  tarapte

Gel  ahi  gidelim  Rumellerine...

Yavuz,  türkünün  İbn-i  Kemal   tarafından  uydurulmuş  olduğunu  sezmekle  beraber  ses  çıkarmadı;  ertesi  gün  de   dönüş  hazırlıklarının  hemen   yapılmasını  emretti.

Birkaç  gün  sonra  Kadıaskerle   Padişah  yine   atla   gezintiye  çıkmışlardı.Sultan  Selim,  İbn-i  Kemal’in   hocası  olup katledilen  Molla  Lütfi’den   bahis  açarak   sordu:

-Molla  Lütfi  niçin  katlolundu?

-İstihzayı severdi  ve bu  yüzden   çok  düşman  kazanmıştı.Halbuki  şuh   tabiatlı  bir  adamdı.Şaka  olarak  söylediği   bazı  uydurma   şeyler  hakikat   sanıldı.

-Senden  hocandan  bir  şeyler  öğrendin  mi?

-Dainiz   nöbetimi  savdım.

Yavuz  taşı   gediğine   koymanın   zamanı  geldiğine   hükmederek:

-Geçen  gün,  dedi,  söylediğin  türküyü  sen   uydurmadığın  mı?

İbn-i  Kemal  cevap  verdi:

-Evet,  Padişahım,  ben  uydurdum.Lakin  asker  kullarınızın   dileklerine  göre...

Padişah  doğru   söylemesinden   hoşlandı;  beş yüz  altın  ihsan  etti.

İstanbul’a  dönüşte,  yan yana  giderlerken  İbn-i  Kemal’in  atının  ayağından   sıçrayan   çamur   padişahın  üzerine  geldi,  kirletti. İbn-i  Kemal  dehşetli  korktu.Selim  ona  dönerek   şöyle  söyledi:

-Korkma  hoca.Ulema  atının  ayağından   sıçrayan   çamur  benim  için  iftiharı  muciptir.Ben öldükten  sonra  bu  örtüyü  sandukamın  üzerine  örtsünler

HAYDİ  ÇIK   ORADAN

 

    Sultan  Murat   devrinde   ayyaş  Bekri  Mustafa,  meyhaneden  zilzurna sarhoş  çıkmıştı.Devriyeler  peşine  takılıp kendisini  kovalamaya  başladılar.Kurtulamayacağını  anlayan ayyaş  Bekri  Mustafa,  kendini  kaldırıp  havuza  attı.Devriyeler  havuzun  kenarına   gelip:

 

    -“Haydi  çık  oradan”  dediklerinde Bekri  Mustafa;

    -“Ben  karada  değil,  deryadayım.Bana  Kaptanpaşa  karışır”  diye   cevap  verdi.


KENDİNİZİ TÜRKLERE EMANET EDİN

16. yüzyılda Osmanlı Devleti'nin gelişme yolu üzerinde direnmiş ve Türk orduları ile savaşa tutuşmuş olmasından dolay Katolik Avrupa tarafından kendisine "Hıristiyanlığın şövalyesi" ünvanı verilen Boğdan Beyi Büyük Stefan'ın ölüm döşeğin de, evlatlarına gayet ibretli bir şekilde:
"Belki de yakında himayeye muhtaç olacaksınız Asla Rus'a yanaşmayın. Haindir, sizi yok eder. Fakat kendinizi Türklere emanet edin. Adil ve merhametlidirler" diyerek nasihat ettiğini …(2)


Avrupa'da Akıncı Korkusu

1534 yılında Viyana'daki St. Stephen Katedrali'nde. Osmanlı akıncılarının yaklaştığını görüp çan çalarak haber vermekle vazifeli bir memuriyetin ihdas edildiğini ve bu memuriyetin ancak 1956 yılında, Viyana Belediye Meclisince. Artık bir Osmanlı tehlikesi kalmadığından, bu vazifenin lüzumu yoktur" diye bir karar alınarak iptal edildiğini...(6)


Milletlere Göre Fiyat Farkı

Osmanlı'nın son döneminde (1850) İstanbul'da uzun yıllar kalmış bir batılı tarihçi olan M A Ubicini'nin şehirde yaşayan değişik milletlerin karakter yapılarını öğrendikten sonra, hatıralarında:
"Bir kaide olarak, Ermeni ye istediği paranın yarısını, Ruma üçte birini, Yahudi ye dörtte birini veriniz. Fakat bir Müslümanla alışveriş ettiğiniz zaman istediği fiyattan emin olunuz ve istediğini veriniz"diye yazdığını… (23)


Sözünün Eri Olmak

Mehmet Akif Ersoy'un sözünün eri bir insan olduğunu ve söz verdiği şeyi yerine getirmek için ölümden başka hiçbir şeyin onu engellemediğini...
İstanbul Vaniköy'de oturan bir ahbabı ile öyleden bir saat önce buluşmak için sözleştiklerinde, o gün yağmurlu, fırtınalı bir gün olup her tarafı sel bastığı halde Mehmet Akif' in binbir zorlukla sırılsıklam vaziyette söz verdiği yere vaktinde geldiğini, fakat arkadaşının gelmemesi üzerine çekip gittiğini... Ertesi gün. özür dilemek için gelen arkadaşını dinlemeyip: "Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilmezse mazur görülebilir" diyerek tam altı ay o arkadaşıyla konuşmadığını... (35) Biliyor muydunuz.?


 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Bu sitede tarihle ilgili ilginç ve güncel olaylara değinmek, belgelerin ışıgında yarihteki yanlış anlaşılan konuları aydınlatmayı amaçladım.

SİTE İÇİ ARAMA





More Cool Stuff At POQbum.com










IP Address Lookup




Get your own playlist at snapdrive.net!

MEVLANA’nın yedi öğüdü
 Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol...
Şefkat ve merhamette güneş gibi ol...
Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol...
Hiddet ve asabiyette ölü gibi ol...
Tevazu ve alçak gönüllülükte toprak gibi ol...
Hoşgörülükte deniz gibi ol...
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol.
 
Seven advice of MEVLANA
In generosity and helping others be like a river...
In compassion and grace be like sun...
 In concealing others’ faults be like night...
In anger and fury be like dead...
In modesty and humility be like earth...
In tolerance be like a sea...
Either exist as you are or be as you look.
Hz. Mevlana












SİTEMDE BU KADAR KALDINIZ





Image Hosted by ImageShack.us


ZİYARETÇİ DEFTERİM


KURAN MUCİZELERİ


TÜRKİYE FOTOĞRAFLARI


OSMANLICA SÖZLÜK


TÜRK SULTANLARI


Image Hosted by ImageShack.us

vakanuvis

BANNERİ SİTENİZE EKLEME KODU



vakanuvis


aysberg

saraykoy

mansur

tekke

mehpareogt

islamimedya

ogretmeninnotdefteri

tarihdersleri

sudage

ercaninyeri

karakurum

ibrahimyalcin1982

sibelizgi

ibokaracoban

turkishgenocide

anadoluhistory

hikmetdogu

ekim2001

huseyinizgi1984

duyguca1

gullerinkalbi3

vatanseverpatriot

lisedindersi

juniormarduk

karyatit

cografyasam

kissadanhisseler


ARKADAŞLARIMIN BANNERLERİ


cankuşum edebiyat
aysberg
şiir pınarı
vatanseverpatriot
></a><br>
<a href=gerçek yaşamdan
kimyacının yuvası
ImageChef.com - Create custom images
Image Hosted by ImageShack.us
karyatit
COĞRAFYAMIZ
coğrafyacı
NesliNurSema
Image Hosted by ImageShack.us
TEBESSUM221